






 |

C. KUR'AN'IN YAZIYLA
TESBİTİ VE BİZE İNTİKALİ
Bildiğimiz gibi
Kur'an'ı vahiy olarak Allah'ın Resulü Muhammed'e (selam olsun O'na)
indiren Cibril isimli bir melekti. "Cibril Kur'an'ı Allah'ın izni ile
kendinden öncekini tasdik eder, yol gösterici ve mü'minlere müjde olarak
senin kalbine indirmiştir." (Bakara: 97) Resul, unutmamak için
Cibril’in getirdiği vahyi hemen tekrarlıyordu. "Unutmamak için dilini
hareket ettirip onu acele etme, onu toplamak ve onu okutmak bize düşer.
Biz onu okuttuğumuz zaman onun okunuşuna tabi ol, sonra onu sana
açıklamak bize aittir." (Kıyamet: 16-17) Resule kitabı öğreten
Allah, onu, Resulü'nün kalbine yerleştireceğini de açıklıyordu ve resul
de onu ezberliyordu. Yazı bilen sahabeler ise gelen vahiyleri hemen
yazıya geçiriyorlar, ezberliyorlar ve naklediyorlardı. Böylece Kur'an
sıcağı sıcağına indiği gün vahiy katipleri tarafından yazılmış oluyor ve
hafızalar onun pırıltısı ile aydınlanarak diller onun feyzi ile
coşuyordu. Yazanlar, ezberleyenler; yazmayan ve ezberlemeyenlere
öğretiyorlar, onların içinde de okuma yazma bilenler yazıya geçiriyor,
diğerleri de zihinlerine yazıyorlardı. Allah Resulü’nün vefatı ile
mü'minlerin ilk emri Ebu Bekir (r.a.) döneminde bu yazılan nüshalar bir
araya getirilerek bir kitap halinde toplanmıştır. Hz. Ömer (r.a.)
döneminde de bu örnek nüsha saklanmış, üçüncü halife Hz. Osman döneminde
ise bu örnek nüshaya göre çoğaltılıp, İslam beldelerinin merkezlerine
gönderilmiş bir karışıklığa meydan vermemek için bu örnek nüshanın
dışındaki halkın elinde bulunan sahifeler yok edilmiştir. Bundan sonra
bütün Kur’an nüshaları o tek örnekten çoğaltılarak ümmetin elinde o ilk
günkü tazeliğini koruyan ve Allah'ın vaadi gereği korunan Kur'an bizlere
kadar hiç bir tahrifata uğramadan gelmiştir. Hiç şüphesiz kıyamete kadar
da bu devam edecektir. Allahu Teâlâ kitabının korunması ile ilgili şu
açıklamayı yapıyor: "Zikr'i biz indirdik yine O'nu koruyacak olan da
elbet biziz." (Hicr: 9) Kur'an'ın tahrif edilemeyeceğini ise şu
ayetlerle açıklıyor:
"O'na önünden ve
arkasından hiç bir batıl karışamaz." (Fussilet: 42)

|