B. KUR'AN'IN HAZRETİ
MUHAMMED'E İNDİRİLMESİ
Kur'an, Allahu
Teâlâ'nın kendisine elçi olarak seçtiği, Hz. Muhammed (s.a.v)
aracılığıyla insanlara sunulmuştur. Bunun için Kur'an araştırmalarında
Peygamberin konumunu bilmek gerekmektedir. Kur'an, Allah'ın ifadesiyle "Her
şeyi açıklayan" (Yusuf: 111, Nahl: 89) "Yeterli bir kitaptır."
(Ankebut : 52) Eğer Kur'an kendi kendine yeterli bir kitapsa bir elçiye/
resûle ne gerek var idi ki Allahu Teâlâ O'nu bir elçi ile gönderdi?
sorusu karşısında elçilerin görevlerinin ne olduğunu bize bildiren
Kur'an şöyle cevap veriyor: "Allah, ümmiler içinde, kendilerinden
olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp, temizleyen ve onlara
kitap ve hikmeti öğreten bir resul gönderdi." (Cuma: 2) Allahu Teâlâ
insanı imtihan etmektedir, denemektedir.
Doğruluğunda insanların
itiraz edemeyeceği ve akılları kullanmak zorunda kalmadan zorunlu bir
şekilde inanmak zorunda bırıkılan bir ortamda indirilecek bir kitap
imtihan aracı olmaktan çıkar elbette. Muhammed (s.a.v)'e itiraz eden o
günün insanlarının psikolojisinde de buna benzer örneklere rastlıyoruz.
"De ki: 'Eğer, bütün insanlar ve cin toplulukları bir araya gelse bu
Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere ve birbirlerine destekçi olsalar
bile onun bir benzerini getiremezler.' Andolsun, biz bu Kur'an'da her
örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu
ise ancak inkarda ayak direttiler.
Dediler ki:
-Bize yerden
pınarlar fıştırtmadıkça sana kesinlikle iman etmeyiz. Ya da sana ait
hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarında şarıl şarıl akan
ırmaklar fışkırtmalısın, ve ya öne sürdüğün gibi gökyüzünü üstümüze
parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.
Yahut, altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Bize,
okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar da sana inanmayız. De ki:
-Rabbimi tenzih
ederim, ben elçi olan bir beşerden başka bir şey miyim?' Kendilerine
hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların:
-Allah elçi olarak
bir beşer mi gönderdi? demelerinden başka bir şey değildi. De ki:
-Eğer yeryüzünde
yerleşmiş yürüyen melekler olsaydı, biz de onlara gökten elçi olarak
elbette melek gönderirdik.”
(İsra: 88-95)
Evet, Kur'an'ın
Allah’ın elçisi olan Muhammed Aleyhisselam ile gönderilme sebeplerinden
birisi bu olmakla beraber, diğer önemli bir sebep de Kur'an'ın bir teori
kitabı değil, pratik ve hayatın içinden örnek ve yaşanan bir kitap
oluşudur. Rabbimiz insan için takdir ettiği ve münasip gördüğü şeyleri
soyut/mücerret olarak bildirmemiştir; aksine insanlar yaşarken,
yaptıkları hareketlerle parelel bir gelişim arzetmiştir: "Kur'an'ı
insanlara ağır ağır (gerektikçe) okuman için indirdik." (İsra: 106)
İnsanlar bir proplemle
karşı karşıya geliyorlar, Allahu Teâlâ da onlara o ve benzer proplemleri
nasıl çözeceklerinin yolunu ayetlerle gösteriyor. Kur'an ve sünneti,
aralarındaki irtibatı, sünnet olarak bize intikal eden hadis külliyatını
zihinlerimizde yerli yerine yerleştirmeliyiz. Doğru olarak tanımlamalı
ve yorumlamalıyız. Günümüzde iki yanlış görüş, insanların zihnini
karıştırmaktadır.
Bunlardan birisi:
Kur'an'ın bütünüyle hadislere bağlı olduğunu, diğeri: Kur'an'ın dışında
hiç bir kaynağın olmadığını, hadis kaynaklarının da hiç bir değer ifade
etmediğini savunun görüşlerdir. Kur'an ile Resulün hayatı içiçedir. Bu
açıdan, Kur'an'ı somut ve pratik bir kitap olarak algılayabilmek onun
hayat içindeki uygulamasını bilmemizi gerektirir. Kur'an'ı anlayabilmek
için de öncelikleonun dilini anlamak gerekir. On dört asır içerisinde
dilin yapısı ve kelimelerin anlamlarında elbette bir çok değişimler
cereyan etmiştir.
Bugünkü Arapça ile
Resulün döneminde konuşulan Arapça aynı değildir. Başta Kur'an
Arapçasında kullanılan bir çok isim bugün halkın gündeminden çıktığı
için unutulmuştur. Artık şehirde yaşayan Arap halkı yeni doğmuş veya üç
yaşındaki deveye ne ad verildiğini, on yaşını aşmış devenin ne diye
isimlendirildiğini düşünmemektedir. Çünkü deve devri geride kalmıştır.
Kur'an'ın indirildiği dönemde ise deve çöl hayatının en önemli aracı ve
o döneme damgasını vuran kültürüdür. Bu sebeble Kur'an deveden bahseder,
deveyi örnek verir. buna benzer daha değişik sayısız örnekler
verebiliriz.
Biz, Kur'an'ın mesajını
kavrayabilmek için hadis, tarih, edebiyat, lügat, nahiv vs. her türlü
verileri değerlendirmeliyiz. Fakat Kur'an'ı yine hepsinin ölçüsü ve
merkezi olarak kabul etmelyiz. Çünkü Kur'an, hakkı batıldan ayıran
Furkandır. Önümüzde malzeme olarak hak şeyler de var batıl şeyler de.
Hadisler ile sünnet farklı şeylerdir. Sünnet resulün yaşayışıdır ki o
tarihte kalmıştır. Hadis ise, onun rivayetidir. Sünnetin yanlış
olabilmesi imkansızdır. Ama hadis birisinin kalkıp resulullah şöyle
yaptı, şöyle dedi." diyerek kolayca uydurma hikayeler düzmesiyle
oluşabilir. Nitekim rivayetlere baktığımız zaman, yüzbinlerce hadis
uydurulduğunu ve meşhur hadis uydurucularından tesbit edilebilen bazı
kişilerin idam edildiğini görüyoruz. "kütüb-ü sitte " diye bilinen altı
hadis kitabına büyük bir rağbet gösterilmesine rağmen, bunlardan daha
önce yazılan İmam Malik'in Muvatta'sı aynı katagoride
değerlendirilmemiştir. Ehli sünnetin de ehli şianın da tek bir Kur'an'ı
vardır ama tek hadis kaynağı yoktur.
Sünnilerin kabul ettiği
bir çok hadisi şiiler reddetmektedir. Şiilerin kabul ettiği bir çok
hadisi de sünniler reddetmektedir.
Hatta sünnilerin kendi
aralarında bile bir çok hadis tartışmalıdır. Üzerinde doğru olduğu
hakkında ittifak edilen -ki bunlara mütevatir denir.- hadisler bile net
ve kesin değildir. Kimine göre mütevatir olan ve inkarı küfür kabul
edilen hadisler, Kimine göre mütevatir değildir ve tartışma götürür.
|