e-kuran.net

1. Bölüm

KUR’AN HAKKINDA

 

GENEL BİLGİLER

Giriş Sayfası
Genel Bilgiler
Kur'an'ın İsimleri
Sure Adları
Allah'ın Vahyi
Hz. Muhammed'e
Yazıya Geçirilmesi
Tahrifattan Korunma

 

B. KUR'AN'IN HAZRETİ MUHAMMED'E İNDİRİLMESİ

 

  

 

Kur'an, Allahu Teâlâ'nın kendisine elçi olarak seçtiği, Hz. Muhammed (s.a.v) aracılığıyla insanlara sunulmuştur. Bunun için Kur'an araştırmalarında Peygamberin konumunu bilmek gerekmektedir. Kur'an, Allah'ın ifadesiyle "Her şeyi açıklayan" (Yusuf: 111, Nahl: 89) "Yeterli bir kitaptır." (Ankebut : 52) Eğer Kur'an kendi kendine yeterli bir kitapsa bir elçiye/ resûle ne gerek var idi ki Allahu Teâlâ O'nu bir elçi ile gönderdi? sorusu karşısında elçilerin görevlerinin ne olduğunu bize bildiren Kur'an şöyle cevap veriyor: "Allah, ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp, temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir resul gönderdi." (Cuma: 2) Allahu Teâlâ insanı imtihan etmektedir, denemektedir.

Doğruluğunda insanların itiraz edemeyeceği ve akılları kullanmak zorunda kalmadan zorunlu bir şekilde inanmak zorunda bırıkılan bir ortamda indirilecek bir kitap imtihan aracı olmaktan çıkar elbette. Muhammed (s.a.v)'e itiraz eden o günün insanlarının psikolojisinde de buna benzer örneklere rastlıyoruz. "De ki: 'Eğer, bütün insanlar ve cin toplulukları bir araya gelse bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere ve birbirlerine destekçi olsalar bile onun bir benzerini getiremezler.' Andolsun, biz bu Kur'an'da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.

Dediler ki:

-Bize yerden pınarlar fıştırtmadıkça sana kesinlikle iman etmeyiz. Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarında şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın, ve ya öne sürdüğün gibi gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin. Yahut, altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Bize, okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar da sana inanmayız. De ki:

-Rabbimi tenzih ederim, ben elçi olan bir beşerden başka bir şey miyim?' Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların:

-Allah elçi olarak bir beşer mi gönderdi? demelerinden başka bir şey değildi. De ki:

-Eğer yeryüzünde yerleşmiş yürüyen melekler olsaydı, biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik.” (İsra: 88-95)

Evet, Kur'an'ın Allah’ın elçisi olan Muhammed Aleyhisselam ile gönderilme sebeplerinden birisi bu olmakla beraber, diğer önemli bir sebep de Kur'an'ın bir teori kitabı değil, pratik ve hayatın içinden örnek ve yaşanan bir kitap oluşudur. Rabbimiz insan için takdir ettiği ve münasip gördüğü şeyleri soyut/mücerret olarak bildirmemiştir; aksine insanlar yaşarken, yaptıkları hareketlerle parelel bir gelişim arzetmiştir: "Kur'an'ı insanlara ağır ağır (gerektikçe) okuman için indirdik." (İsra: 106)

İnsanlar bir proplemle karşı karşıya geliyorlar, Allahu Teâlâ da onlara o ve benzer proplemleri nasıl çözeceklerinin yolunu ayetlerle gösteriyor. Kur'an ve sünneti, aralarındaki irtibatı, sünnet olarak bize intikal eden hadis külliyatını zihinlerimizde yerli yerine yerleştirmeliyiz. Doğru olarak tanımlamalı ve yorumlamalıyız. Günümüzde iki yanlış görüş, insanların zihnini karıştırmaktadır.

Bunlardan birisi: Kur'an'ın bütünüyle hadislere bağlı olduğunu, diğeri: Kur'an'ın dışında hiç bir kaynağın olmadığını, hadis kaynaklarının da hiç bir değer ifade etmediğini savunun görüşlerdir. Kur'an ile Resulün hayatı içiçedir. Bu açıdan, Kur'an'ı somut ve pratik bir kitap olarak algılayabilmek onun hayat içindeki uygulamasını bilmemizi gerektirir. Kur'an'ı anlayabilmek için de öncelikleonun dilini anlamak gerekir. On dört asır içerisinde dilin yapısı ve kelimelerin anlamlarında elbette bir çok değişimler cereyan etmiştir.

Bugünkü Arapça ile Resulün döneminde konuşulan Arapça aynı değildir. Başta Kur'an Arapçasında kullanılan bir çok isim bugün halkın gündeminden çıktığı için unutulmuştur. Artık şehirde yaşayan Arap halkı yeni doğmuş veya üç yaşındaki deveye ne ad verildiğini, on yaşını aşmış devenin ne diye isimlendirildiğini düşünmemektedir. Çünkü deve devri geride kalmıştır. Kur'an'ın indirildiği dönemde ise deve çöl hayatının en önemli aracı ve o döneme damgasını vuran kültürüdür. Bu sebeble Kur'an deveden bahseder, deveyi örnek verir. buna benzer daha değişik sayısız örnekler verebiliriz.

Biz, Kur'an'ın mesajını kavrayabilmek için hadis, tarih, edebiyat, lügat, nahiv vs. her türlü verileri değerlendirmeliyiz. Fakat Kur'an'ı yine hepsinin ölçüsü ve merkezi olarak kabul etmelyiz. Çünkü Kur'an, hakkı batıldan ayıran Furkandır. Önümüzde malzeme olarak hak şeyler de var batıl şeyler de. Hadisler ile sünnet farklı şeylerdir. Sünnet resulün yaşayışıdır ki o tarihte kalmıştır. Hadis ise, onun rivayetidir. Sünnetin yanlış olabilmesi imkansızdır. Ama hadis birisinin kalkıp resulullah şöyle yaptı, şöyle dedi." diyerek kolayca uydurma hikayeler düzmesiyle oluşabilir. Nitekim rivayetlere baktığımız zaman, yüzbinlerce hadis uydurulduğunu ve meşhur hadis uydurucularından tesbit edilebilen bazı kişilerin idam edildiğini görüyoruz. "kütüb-ü sitte " diye bilinen altı hadis kitabına büyük bir rağbet gösterilmesine rağmen, bunlardan daha önce yazılan İmam Malik'in Muvatta'sı aynı katagoride değerlendirilmemiştir. Ehli sünnetin de ehli şianın da tek bir Kur'an'ı vardır ama tek hadis kaynağı yoktur.

Sünnilerin kabul ettiği bir çok hadisi şiiler reddetmektedir. Şiilerin kabul ettiği bir çok hadisi de sünniler reddetmektedir.

Hatta sünnilerin kendi aralarında bile bir çok hadis tartışmalıdır. Üzerinde doğru olduğu hakkında ittifak edilen -ki bunlara mütevatir denir.- hadisler bile net ve kesin değildir. Kimine göre mütevatir olan ve inkarı küfür kabul edilen hadisler, Kimine göre mütevatir değildir ve tartışma götürür.