






 |

A. ALLAH'IN VAHYİ
Kur'an araştırmacısının
ve Kendini Kur'an'a göre yaşamak zorunda hisseden her müslümanın bilmesi
gereken konuların başında Kur'an hakkında temel bilgilere sahip olmak
gelir. Öncelikle Kur'an'ın alelade bir kitap değil Yüce Rabbin vahyi
olduğu gerçeğini bilmelidir. Kur'an'a bu gözle bakmak ve Kur'an'ı tetkik
ederken; rabbin sözlerini, konuşmasını, hitabını dinlemenin vecdi içinde
olmak insanı daha dikkatli ve özenli olmaya hata yapmaktan daha çok
çekinmeye yöneltir.
Kur'an'ın Allah'ın
vahyi olması; O'nun beşeri kitaplarla karıştırılmaması ve insanların
yazdıklarıyla mukayese bile edilemeyecek yegane mihenk taşı olduğunun
kavranmasını gerekli kılar. O'nun Allah'ın (c.c.) sözü olduğuna iman
eden birisinin, O'nun karşısına bir beşeri kaynak çıkararak, 'hangisini
tercih etmeliyim?' gibi bir çelişki ve tereddüt içinde olması
düşünülemez.Kur'an'ın Allah'ın vahyi olduğuna Kur'an'ın kendisi delil
olarak yeter. Kur'an'ı hakkıyla tetkik etmiş insaf sahibi her ilim
adamı, Kur'an'ın edebi uslubu, çelişkisiz ifadeleri ve beyan ettiği ilmi
gerçekler karşısında, hiç bir beşerin eşini ve benzerini yapamayacağını
itiraf etmek zorunda kalır. Beşerin benzerini yapmaktan aciz kaldığı bir
eser ise ancak Allah'ın eseri olabilir. İnsanoğlunu kur'an gibi
bağlayıcı Kur'an dışında bir kaynağın olmadığına inanmayan kimseler buna
sebep olarak 'eğer onları kabul etmezlerse, Kur'an'ı onlara tanıtan
kaynakların bağlayıcılığının kalkmasıyla Kur'an'a da kolaylıkla
itirazların gelebileceği' korkusunu taşıyorlar. Oysa bu yersiz korku,
Kur'an'ı gereği gibi yeterince tanımamaktan, Kur'an'ı usulüne uygun
olarak okuyup, düşünmemekten doğmaktadır.
Rabbul Alemîn'in
Kur'an'dan şüphe içinde olan insanlara meydan okurken buyurduğu:
"Eğer kulumuza
indirdiğimizden şüphe ediyorsaniz, bu durumda siz de bunun benzeri olan
bir sure getirin ve doğru kimselerdenseniz Allah'tan başka şahitlerinizi
de yardıma çağırın. Ama, yapamazsanız -ki kesin olarak
yapamayacaksınız.- bu durumda kafirler için hazırlanmış ve yakıtı
insanlarla taşlar olan ateşten sakının." (Bakara: 23-24) ayetlerini
iyice idrak etmek gerekmektedir.Şu bir vakıadır ki o günden bu güne
değin, rabbin bu çağrısına cevap verecek ve verdiği cevap gerçekten
haklı olacak hiç kimse çıkamamıştır. Böylesi bir işe cüret edip, ayetler
yazdığını iddia eden kimselere en yakın çevrelerinden bile gülüp
geçilmiştir. Hasta ruhlu insanların dışında hiç bir akli ve ilmi
seviyeli bir eser Kur'an'la boy ölçüşmek gayesiyle kaleme alınmamıştır.
Her devirde kendisine
ilham adıyla vahiy geldiği iddiasında bulunanlar ise her halükarda bu
vahiylerini(!) Kur'an'a onaylatma ihtiyacını her zaman hissetmişlerdir.
Yani onların eserlerinin doğru ve ilahî esintilerle yazıldığını iddia
edenler her zaman kendilerini haklı veya haksız Kur'an'la savunmaktan
uzak duramamışlardır. Eğer Kur'an'a imanımız O'nun açıkladığı
gerçeklere, olağan üstü ifade kabiliyetine, çelişkisizliğine ve ilahî
mesajlara değil de geleneksel kültüre tabi olmaktan ibaret ise o zaman
biz, sadece bir kültür mirascısı olarak, İslam coğrafyasında yaşadığımız
ve atalarımızın da bize böyle bir miras bırakmış olduğu için Kur'an'a
inanan bir taklikçi sayılırız. Yani biz, bu topraklarda değil de Kur'an
yerine başka kitaplara inanan insanların arasında dünyaya gelmiş
olsaydık o zaman da, Kur'an'a iman yerine onlara inanan, düşünme ve
değerlendirme melekelerinden yoksun birer insan olurduk. Oysa evrensel
olan Allah'ın mesajı düşünen tüm insanları muhatap almakta ve onlara yol
göstermektedir.
|