İçerikten Seçmeler

Son Duyurular

Besleme Görünümü

Hiçbir besleme URL'si belirtilmedi.

CB Giriş



Online Üyeler

Yok
Sorular & Cevaplar
Kur'an parayla okutulur mu, okunur mu?

selamünaleyküm,

sevgili hocam önce ramazanın mübarek olsun.  

benim merak ettiğim konu  peygamperimiz bize  şu mübarek dinimizi  büyük sıkıntılar içinde  bu gün bizlere ulaştırmayı başarmış, Allah o mübarek insandan razı olsun.  

Şimdi öğrenmek istediğim konu  ramazan ayı gelince bir furya bilerek başlatılıyor ve bol mukabele ve kuran öğrenin diye  fakat  devletin bu  kişilere kuran kurslarına devam ettikleri müezzin ve imamlarına  belirli bir para ödemektedir. haklarıdır diye düşünüyorum alsınlar  fakat ne yazıki  birde halktan para almaları beni çok üzdü ve birde çok mu fakir bir halktan  ve zarflar havada uçuştu  müezzin ve imamın cepine girerken  yazık değilmi bu fakir insanların  duygularını sömürüp bu paraları almaları beni çok üzdü  ve benim inandığım kuran parayla okutulmaz  ve okunmaz   beni bu konuda aydınlatırsanız sevinirim selamünaleykim.


aleykum Selam,

Değerli okuyucumuz,

Sizin de Ramazanınız mübarek olsun. Yüce Rabbimize hamdu senalar, Bizlere bu ramazanları ve yüce dinimizi öğreten resulü ekrem Muhammme Mustafa (s.a.v.) ya da salatu selam olsun.

Biz de sizin gibi çıkar amaçlı, dini duyguları sömürmeye yönelik her türlü faaliyetin karşısındayız.

Özellikle Kur'an'ın bu işe alet edilmesi büyük bir vebaldir.

Kur'an parayla okunmak ve satılmak için değil, insanlara yol göstersin diye indirilmiştir. Dolayısıyla mukabele okuyup, ondan para kazanma yolu hoş ve doğru bir yol değildir. Mukabeleyi her müslüman kendi kendine okumasını öğrenmeli ve din istismarcılarına fırsat vermemelidir.

Ancak, Kur'an öğretmek ve dini eğitim vermek için yeterli camiler ve görevli hocalar yoksa, hoca tutup; Kur'an öğretmesi karşılığında bir ücret ödemek caizdir. Ama sırf Kur'an okuduğu için para talep etmek caiz değildir.

Ancak ihtiyaç sahibi kimselere yardım etmek ve ihtiyaçlarını gidermek de diğer müslümanların üzerine düşen bir görevdir.

Halkın dini duygularını sömürerek, onlara sevap satan din istismarcılarına karşı uyanık olmak lazımdır. Okunmuş Yasin, hatim vs. adıyla insanları dolandıran kimselerin gerçek müslümanlıkla bir ilgisi olamaz.

Allah'a emanet olun!

 

 
Mushafa Dokunmada Abdest ve Gusül Şartı
Mushafa Dokunmada Abdest ve Gusül Şartı. Kur’an’la ilgili fıkhî hükümlerden biri, mushafı abdestsiz ve cünüp kimsenin eline almasının câiz olup olmadığı meselesidir. Konu klasik literatürde Kur’an kelimesinin soyut mânasını çağrıştırmaması, iki kapak arasında yazılı olan kelâmın anlaşılması için ''mushafa dokunmak'' ve ''mushafı eline almak'' tabirleriyle geçer. Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel dahil olmak üzere fakihlerin büyük çoğunluğuna göre mushafa abdestsiz dokunmak, onu abdestsiz eline almak câiz değildir. Sahâbe ve tâbiînden birçok âlimin görüşü de bu yöndedir. Çoğunluk bu görüşüne delil olarak Kur’an’daki, ''Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur’an’dır; ona ancak temizlenenler dokunabilir'' meâlindeki âyeti (el-Vâkıa 56/79) ve ''Kur’an’a ancak temiz (tâhir) olanların dokunabileceği'' anlamında toparlanabilecek olan farklı metinlerle gelmiş çeşitli hadis rivayetlerini (el-Muvatta', ''Kur,ân'', 1; Nesâî, ''Kasâme'', 46; Taberânî, III, 205; Dârekutnî, I, 121-124; Hâkim, III, 485; Abdullah b. Yûsuf ez-Zeylaî, I, 196-199) gösterirler. Buna göre Kur’an’ı eline almak ve ona dokunabilmek için büyük ve küçük hadesten temizlenmiş olmak, yani abdestsiz veya cünüp olmamak gerekir. Hayızlı ve nifaslı (loğusa) kadın için de hüküm aynıdır. Ancak Mâlikîler ile diğer mezheplerden bazı fakihler cünüplüğün iradî, hayız ve nifasın gayri iradî oluşunu dikkate alarak ve uzun süre Kur’an’dan uzak kalmanın onu unutmaya yol açabileceği endişesini dile getirerek, özellikle de Kur’an öğretmek ve öğrenmek durumunda olan kimseleri kastederek hayız ve nifas halindeki kadınların mushafı ellerine alabileceklerini ve onu okuyabileceklerini belirtirler (ayrıca bk. CENÂBET; HAYIZ).

Sahâbeden İbn Abbas ile Zeydiyye fakihleri mushafa cünüp olanın dokunamayacağı, abdestsiz kimsenin ise dokunabileceği görüşünde iken Zâhirîler bu ayırımı da yapmayıp abdestsiz ve cünüp kimsenin Kur’an’a dokunabileceğini söylerler. Tartışmanın odağında yukarıdaki âyette geçen ''korunmuş kitap'', ''temizlenmiş olanlar'' ve ''dokunma'' ifadelerine nasıl bir anlam verileceği veya dokunmanın nesnesinin (mef‘ul) ne olduğu tartışması yer almakta; çoğunluk âyeti, bu konudaki hadisleri de delil getirerek mushafı abdestsiz ve cünüp olanın eline almaması şeklinde anlarken farklı görüş sahipleri, rivayet edilen hadislerin zayıf olduğu ve hükme delâlette açıklık bulunmadığı, âyette de mushafın kastedilmediği, levhi mahfûza meleklerden başkasının muttali olamayacağına işaret edildiği, hükmî değil maddî temizlenmenin veya mümin olmanın kastedildiği gibi yorumlar yapmaktadır (İbn Hazm, I, 80-84; Şevkânî, I, 243-244).

Gerçekten de bu konuda tefsir kaynaklarında sahâbe ve tâbiîn âlimlerinden nakledilen rivayetler âyetin farklı yorumlarından her birini destekleyecek bir çeşitlilik ve zenginlik taşır. Kur’an’ın hidayet rehberi olması onun okunması, mânasına nüfuz edilmesi ve mesajının benimsenmesi ve hayata aktarılması ile mümkün olur. Bunun için de insanları Kur’an okumaya teşvik etmek, aradaki engelleri mümkün olduğu ölçüde kaldırmak gerekir. Mâlikîler’in hayızlı kadın için getirdikleri kolaylık bunun bir örneğidir. Ancak kişinin abdestsiz ve cünüp olması kolayca giderilebilir bir hükmî kirlilik hali olduğundan İslâm âlimlerince bu aşılabilir bir engel olarak görülmüş ve bu hükmî kirlilikten temizlenerek Kur’an’a el sürülmesi istenmiştir. Öyle anlaşılıyor ki âlimlerin büyük çoğunluğu, mushafın ele alınabilmesi için abdest şartını koşarken âyet ve hadislerin yorumu kadar kendilerine intikal eden amelî sünneti ve geleneği de göz önüne almışlar, ayrıca bu vesileyle Kur’an’ın Allah’ın kelâmı, İslâm dininin ana kaynağı olduğu ve müslümanlar nezdinde müstesna bir yere sahip bulunduğu fikrini teyit etmeyi, onu okuyacak kimsenin istifadesini âzami ölçüde arttırabilmek için böyle bir hazırlık yapmasının yararlı olacağını düşünmüşler-dir.

Kur’an Okumada Abdest ve Gusül Şartı. Kur’an okuyacak kimsenin abdestli olmasının şart olup olmadığı, cünüp ve hayızlı kimsenin ne ölçüde ve nasıl Kur’an okuyabileceği meselesi de fakihleri hayli meşgul etmiştir. Bu konunun hem Kur’an’a abdestli olarak dokunma şartıyla hem Kur’an okumanın ibadet olmasıyla doğrudan ilgisi vardır. İslâm âlimlerinin ortak görüşüne göre Kur’an’ı ele almadan ezberden veya mushafa bakarak okuyan kimsenin abdestli olması müstehap ise de şart değildir. Bu görüş Hz. Peygamber’in, Kur’an okunmasına cünüplük dışında hiçbir halin engel olmayacağını söylediğine dair rivayetle (Müsned, I, 83-84, 134; Ebû Dâvûd, ''Tahâret'', 91; Tirmizî, ''Tahâret'', 111) bu yöndeki bazı uygulamaları (Buhârî, ''Vudû,'', 38; Ebû Dâvûd, ''Et.ime'', 11) ve sahâbe tatbikatıyla delillendirilir. Cünüp, hayızlı ve loğusa olana gelince, fakihlerin çoğunluğuna göre ayrıntıda bazı görüş farklılıkları bulunsa bile bu kimselerin ezberden de olsa Kur’an okuması câiz değildir. Ancak mushafa dokunmadan ve kelimeleri telaffuz etmeden Kur’an’ı gözleriyle süzebilir veya okunan Kur’an’ı dinleyebilirler. Bu hükmün delili olarak hayızlı ve cünüp olan kimsenin Kur’an’dan bir şey okumasını meneden rivayet gösterilir (İbn Mâce, ''Tahâret'', 105; Tirmizî, ''Tahâret'', 98).

Öte yandan sahâbeden İbn Abbas ile tâbiînden Saîd b. Müseyyeb’den cünübün Kur’an okuyabileceği görüşü rivayet edilmiş, başta İbn Hazm olmak üzere Zâhirî fakihleri bu görüşü savunmuştur. Mâlikîler, mushafa dokunmadaki görüşlerinin devamı olarak hayızlı ve nifaslı kadının Kur’an okuyabileceği, fakat âdet kanı kesildiği andan itibaren gusledinceye kadar bu sürede cünüp sayıldığı için Kur’an okuyamayacağı görüşündedir. Hanbelîler’den İbn Teymiyye de nifaslı (ve hayızlı) kadının Kur’an’ı unutma endişesini taşıdığında okumasını câiz görür (el-Fetâva'l-kübrâ, I, 357-358).

Kur’an yüce yaratıcının kelâmı olduğu için İslâm geleneğinde ona her zaman çok üstün saygı gösterilmiş, âdâba aykırı sayılabilecek davranışlardan özenle kaçınılmış, Kur’an okumanın kendisi de öteden beri ibadet niteliğinde bir davranış olarak görülmüştür. Kur’an okurken abdestli olmanın tavsiye edilmesi müslümanların bu ortak şuurunu gözettiği gibi, abdestin ibadetin ifasını güzelleştiren ve ondan alınacak mânevî hazzı arttıran bir boyut olmasına da dikkat çekmektedir. Böyle olduğu için ibadet niteliği ön plana çıkan Kur’an okuma sırasında abdestli olunması, mushafın abdestli olarak ele alınması yerinde bir davranıştır. Ancak Kur’an okumaktan asıl maksadın mânasını anlamak ve içerdiği emir ve tavsiyelere uygun davranma iradesini kazanmak olduğu göz önüne alınırsa anlamanın, öğretme ve öğrenmenin ön plana çıktığı durumlarda bazı fakihlerce dile getirilen ruhsattan yararlanılması ve abdest şartının ihmal edilmesi mümkün görünmektedir. Fakihlerin Kur’an okumada abdesti müstehap seviyesinde görmeleri de böyle bir anlam taşır.

 
Abdestsiz Kur'an okuma hakkında bir cevap

(Adını Abdullah olarak yazan bir kardeşimiz, abdest konusunda verdiğimiz kısa açıklamaya bir cevabi yazı göndermiştir. Kendisine teşekkür ediyoruz. Yazısını aynen yayınlıyoruz. yorum ve değerlendirmemizi bilahare yapacağımızı belirtmek istiyoruz.)

Esselamu aleykum.

Kur'an ın abdetsiz de olunsa elimize alıp okuyabilecegimizi soylemişsiniz. Bu konuda Kuranın abdetsiz okunması ile mushafa dokunarak okunması arasında fark vardır.

Mushafa dokunmadan okunacagı hadisle sabit olup yine mushafa abdsetli dokulması gerektigi de hadisle sabit olup dort mezhebin de ittifakıdır.

 Alimlerin cumhuru Kur’an’a abdestsiz dokunulamayacağını söylerler. Delil olarak ise Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edilen “Kur’an’a ancak tahir (temizlenenler) dokunabilir” hadisini getirmişlerdir. Ancak İbn-i Hazm ve bazı alimler abdestsiz Kur’an’a dokunmanın caiz olduğunu söylerler. Zira onlara göre hadiste geçen “tahir” kelimesi temiz olmak manasındadır ve temiz olan herkes abdestsiz olsa da Kur’an’a dokunabilir. Ancak bu görüş hatalı bir görüştür. Zira şer’i kavramlar öncelikle şer’i ıstılaha göre değerlendirilmelidir. Tahir kelimesi şer’i bir ıstılahtır ve bununla abdestli olmak kastedilir. Yine şer’i bir kavram mutlak olarak zikredildiği zaman kamil manasıyla alınır. Tahir kelimesinin kamil anlamı da abdest demektir. Bununla birlikte yukarıda vermiş olduğumuz hadis hasr ve kasr üslubuyla zikredilmiştir ki, bu cumhurun görüşünü güçlü kılmaktadır. Bu yüzden bu noktada mutemed görüş cumhur ulemanın görüşü olup Kur’an’a abdestsiz dokunulamayacağıdır.
Şeyh Alaaddin Palevi.

Şeyhulislam İbni Teymiyye ye Abdestsiz olarak mushafa dokunmanın caiz olup olmadığı soruldu.
Şoyle cevap verdi; dort imamın mezhebine gore , Kurana ancak temiz olanlar dokunabilir. Nitekim PEygamber sav de Amr bin Hazma gonderdigi mektupta, '' Kurana ancak temiz olanlar dokunabilir (Taberani, MU'cemil kebir XII 313-314)diye yazmıştır

Ahmeb bin hanbel şoyle demiştir; PEygamber savin Bu şekildse bir mektup yazdıgıg hususunda şuphe yoktur. Yine kurana ancak temiz olanların dokunabilecegi goruşu Selman el farisi, Abdullah b. Amr ve başka sahabelerinde goruşudur. Sahabede buna muhalif bir kimsenin bulundugu bilinmiyor.( İbni teymiyye, Hanımlara fetvalar)

 
Kur'an Niçin İndirildi?

Kur’an’ın Gönderiliş Gayesi  

Kur’an’ı niçin okuyacağız?

Kur’an’ın Gönderiliş Gayesi:

 

Elif lâm râ! Bu, İnsanları Rabb’lerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, Aziz ve Hamîd olanın dosdoğru yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır.(İbrahim: 1)

İşte bu, insanlara bir tebliğdir. Onunla uyarılsınlar ve ancak onun tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye...(İbrahim: 52)

Biz, kitabı ancak hakkında ihtilaf ettikleri şeyleri onlara açıklaman için, yol gösterici ve iman eden bir halka rahmet olarak sana indirdik. (Nahl: 62)

Devamını oku...
 
Kurban kesmek kimlere vaciptir?
Mukim olan, yani yolcu ve yolda olmayan, akıllı, büluğa ermiş, hür ve Müslüman erkeğin ve kadının, ihtiyaç eşyasından fazla nisap miktarı malı veya parası varsa, Kurban bayramı için niyet ederek, belli günlerde, belli bir hayvanı kurban kesmeleri vacib olur.

Dinen karı kocadan hangisi zengin ise kurbanı o keser, ikisi zengin ise ikisi de keser, ikisi de fakir ise ikisi de kesmez. Fakir kurban kesmek zorunda değildir.

Kurban, dünyada vacib vazifesini yerine getirmiş olmak ve ahiretteki sevabına nail olmak için kesilir. Babanın, çocuğu için, çocuğun malından da kurban kesmesi gerekmez. Deli ile bunak, çocuk hükmündedir. Büyük çocuk ve hanımdan izinsiz, onlar adına kurban kesilmez.
 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 3